İslam dünyasının son bir asırdır yaşadığı kriz, yalnızca coğrafi sınırların çizilmesiyle ilgili askeri bir mağlubiyet değildir. Birinci Cihan Harbi'nin asıl yıkıcı etkisi, devasa bir medeniyetin zihninde yarattığı "epistemolojik travma" ve beraberinde getirdiği eziklik psikolojisidir. Bugün akademik ve teolojik mahfillerde Batılı oryantalist anlatıların hiçbir süzgeçten geçirilmeden "mutlak doğru" kabul edilmesi, bu özgüven kaybının en bariz sonucudur.
// Taftâzânî'den Çeviri Hegemonyasına
Tarihimizde kelâmı, mantığı ve felsefeyi zirveye taşıyan Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Sâdeddîn et-Taftâzânî gibi dehalar varken; bugün kendi ulemamıza şüpheyle yaklaşıp, onların kurduğu o muazzam bilgi ağını (usul) yok sayıyoruz. Kendi şaheserlerimizin nitelikli Türkçe tercümeleri ve şerhleri yok denecek kadar azken, ilmi derinlikten yoksun Neo-Selefî ve Vehhabî metinlerin sürekli olarak dilimize çevrilip bedava dağıtılması masum bir yayıncılık faaliyeti olamaz.
İlim, salt tercüme faaliyeti üzerinden inşa edilmez. Ortada dönen bu "çeviri furyası", halkı kendi klasik omurgasından koparmak, Maturidî-Eş'arî aklı baskılamak ve kitleleri yeni, sığ bir teolojiyle asimile etmek için yürütülen politik bir projedir. Muhammed Zâhid el-Kevserî'nin feryadı ve kaleme sarılışı, tam olarak bu siyasi ve teolojik hafıza kaybına karşı bir direniştir.
// Sığlığın Turnusolu: Nüzul Hadisi ve Metodoloji
Klasik usul (metodoloji) ile modern literalizm (zahirîlik) arasındaki uçurumu anlamak için pratik bir laboratuvar örneğine, "Nüzul Hadisi"ne bakmak yeterlidir. Bu meşhur rivayet, kaynaklarda üç farklı lafızla (şekille) karşımıza çıkar:
- Birinci Rivayet: "Allah, gecenin üçte biri kaldığında dünya semasına nüzul eder (iner)."
- İkinci Rivayet: "Allah, bir melek aracılığıyla (nida ederek) buyurur."
- Üçüncü Rivayet: "Allah, kendi kudretiyle / emriyle nüzul eder."
Bizim klasik Ehl-i Sünnet ulemamız bu tabloyla karşılaştığında, metinleri birbirine kırdırmaz. Sahih yollarla gelen bu metinler için "Sübut-i Kat'î, Delâlet-i Zannî" (Kaynağı kesin ama ifade ettiği mana ve yorum çok ihtimalli) kuralını işletirler. Ulema, bu üç rivayeti alır; Kur'an'ın genel tenzih ilkesi (O'nun benzeri hiçbir şey yoktur - Şûrâ/11) ve aklın zaruri kaideleri ışığında en uygun olanını tefsir için seçer. Geriye kalan lafızları asla inkâr etmez, reddetmez; sadece ilahi şanla çelişmeyecek şekilde te'vil ederler. Hiçbir âlim, metne kendi hevesine göre mana vermez; koca bir usul mekanizması çalışır.
// "Bildiğimiz Gibi Değil" Çelişkisi ve Psikolojik Terör
Oysa bu usulden yoksun Neo-Selefî/Vehhabî akımlar, ümmetin çocuklarına dönüp "Siz hadisleri reddediyorsunuz, aklınıza ve hevanıza göre metne mana veriyorsunuz!" diyerek yalan söyler ve kitleleri psikolojik bir terörle korkuturlar.
Asıl trajikomik ve teolojik olarak felaket olan kısım ise kendi verdikleri manadır. Kendileri "Nüzul" (inmek) kelimesini tamamen fiziksel bir eylem olarak kabul edip, ardından "Allah cisimdir (hâşâ), gökten iner, ama bizim bildiğimiz cisimler ve inmeler gibi değil" diyerek işin içinden çıkmaya çalışırlar. Aklı devreden çıkardıklarını iddia ederken, kendi sığ hayal güçlerindeki fiziksel bir Tanrı modelini (tecessüm ve teşbih) bizzat kendi hevalarıyla ayet ve hadislere dayatırlar.
// Sonuç: Aklın ve Usulün Onuru
Tarihi ve siyasi bağlamından koparılmış bir teoloji, eninde sonunda sömürgecilerin oyuncağı olmaya mahkûmdur. İlim, bize dayatılan tercüme kitaplardaki sloganesk cümlelerde değil; Cürcânî'nin Şerhu'l-Mevâkıf'ındaki derinlikte, Kevserî'nin Makâlât'ındaki o keskin usul müdafaasında yatmaktadır. Bu eziklik psikolojisinden kurtulmanın tek yolu, yeniden o devasa entelektüel omurgaya, yani usule dönmektir.